20 Eylül 2012 Perşembe

Direnişçi İşçiler Birleşti, Her Cumartesi Taksim'deler!


Direnişte olan BEDAŞ, HEY Tekstil, Roseteks, Darkmen işçileri, Kiğılı ve Cansel Malatyalı'nın direnişleriyle birleştirerek mücadelelerini büyütmek amacıyla 15 Eylül Cumartesi günü ortak basın açıklaması düzenlediler.

Biz de İMD olarak bu ortak basın açıklamasına destek vermek amacıyla Taksim'deydik. Emekçilerin onurlu yürüyüşüne BEDAŞ kortejinden katıldık. Taksim tramvay durağından başlayan yürüyüş Galatasaray Lisesi önünde basın açıklaması ile son buldu. 
Bu hafta dördüncüsü yapılan ortak eylemler, her Cumartesi akşamı 7’de Taksim’de olacak. İMD olarak yine yanlarında olacağız. İşçi sınıfının yanında olan herkesi de eyleme katılmaya çağırıyoruz.
Yaşasın sınıf dayanışması!
Direnen işçiler yenilmezler!


17 Eylül 2012 Pazartesi

Ankara'da Onbinler 4+4+4’e Karşı Yürüdü



Eğitim-Sen öncülüğünde Ankara'da bir araya gelen on binlerce kişi "4+4+4" eğitim sistemine karşı tepki göstermek için Cumartesi günü bir miting düzenledi. Ankara Tren Garı önünde bir araya gelen onbinler Sıhhiye Meydanı’na yürüdü. Alanda coşku yüksek, öfke büyüktü.
Türkiye'nin dört bir yanından Ankara'ya gelen Eğitim-Sen üyeleri, Hipodrom Meydanı'nda, demokratik kitle örgütleri ve siyasi partiler ise Ankara Tren Garı önünde saat 10.00 civarında toplandı. Miting AYÖP’ten solcu taraftar gruplarına kadar geniş bir katılımla gerçekleşti. Mitingde Eğitim-Sen Siirt-Kurtalan Şubesi, Roboski katliamında yaşamını yitirenlerin isimlerinin yazılı olduğu dövizler taşıdı. "Çocuk işçiliğine son", "AKP elini çocuklarımızın üzerinden çek", "Çocuk gelinlere hayır", “Anadilde eğitim haktır" yazılı dövizler dikkat çekti. 

Biz de İşçi Mücadele Derneği olarak pankartımız, bayraklarımız ve sloganlarımızla mitingde yerimizi aldık. Kortejimiz küçük olmasına rağmen attığımız sloganlar ve militan duruşumuzla mitinge gelen insanların ilgisini çekmeyi başardık.
Miting, anasınıfında okurken üzerine lavabo düşmesi sonucu hayatını kaybeden Efe Boz'un annesi Nurdan Boz'un gönderdiği mektubun okunmasıyla başladı. Anne, babalara ve Milli Eğitim Bakanı'na seslenen Boz mektubunda özetle şunları söylüyordu:
"Çocuklarınızın haklarını gözetin. Onların elini bırakmayın. Beş, beş buçuk yaşındaki çocuklarınızı okula göndermeyin.
"Çocuğunuzu okula göndermek istemeyen velilere şart koşulan 'Çocuğunuz yetersizdir' raporunu almayı reddedin. Bu çocuğunuzu damgalamaktır ve çocuğunuz haklarının ihlalidir.
"Şunu bilin ki okullardaki fiziksel yetersizlikler yüzünden yaralanan ya da yaralanacak, sakat kalan ya da kalacak, hayatını kaybeden ya da kaybedecek her çocuğun vebali boynunuzadır.
"Okullarda bir çocuğun bile burnu kanasa bütün anneler, iki elimiz yakamızda olacak."
Mektubun okunmasının ardından "4+4+4"e ilişkin eylemlerin yer aldığı kısa bir sinevizyon gösterimi yapıldı.
Eğitim-Sen Genel Başkanı Ünsal Yıldız ise yaptığı konuşmada "4+4+4'te ısrar etmemeniz için Efe Boz gibi kaç çocuğumuzun okulda hayatını kaybetmesi gerekiyor?" diye sordu.
"Eğitim-Sen olarak yaptığımız açıklamalarda, 60-71 aylık çocukların öz bakım becerilerinin gelişmediğini, aynı sıralarda 40 dakika oturamayacağını, aralarında bir, bir buçuk yaş fark olan çocukların aynı sınıfta olmasının çok sakıncalı olduğunu, sınıf öğretmenlerinin bu yaş grubu çocuklara göre eğitim almadıklarını söyledik.
"Şimdi sizlerin huzurunda soruyoruz; ikili eğitim yapılan okullarda beş buçuk yaşındaki çocuk ile 13 yaşındaki çocukla aynı tuvalet ve lavaboyu nasıl kullanacak?"
KESK Genel Başkanı Lami Özgen ise "4+4+4" olarak bilinen eğitim sistemini durdurana dek mücadele edeceklerini söyledi.
"Bizler, bu ülkenin emekçileri, ezilenleri, yoksullaşmaya ve sömürüye karşı mücadele eden halkları olarak; eşit, özgür ve demokratik bir Türkiye için verdiğimiz mücadeleye olan inancımızla, bugün geleceğimizi hedef alan gerici, piyasacı saldırılara karşı da mücadele edecek, kamusal, bilimsel, laik, demokratik, anadilde eğitim hakkımızı sonuna kadar savunacağız.”
Miting Moğollar konseriyle sona erdi.

10 Eylül 2012 Pazartesi

BEN İŞÇİYİM (Bir Metal İşçisinin Şiiri)


Ben işçiyim.
Nasırlı ellerimle inşa ederim dünyayı,
Alnımın teriyle kazanırım ekmeğimi,
içerim suyumu,
çalışırım hiç durmadan,
bıkmadan usanmadan
üretirim geleceğimizi.
Evleri yaparım ben, otomobilleri, gemileri, trenleri.
okulları da ben yaparım,
hastaneleri de.
Ellerim nasırlıdır ama...
gurur duyarım kendimle.
Ben işçiyim.
Tersanelerde ölürüm ben,
dirilir gene gelirim.
Fabrika tezgahlarında kolumu bırakırım,
ama gene üretirim,
hiç bıkmadan usanmadan.
Ben işçiyim.
Toprağa ekerim ben,
ekini biçerim ben,
yollar da benimdir, meydanlar da, sokaklar da.
Fabrika bacalarında tüten duman da benim eserimdir,
yerde yeşeren çimen de,
köprüleri de yapan benimdir
gökdelenleri de;
demiri de büken benimdir.
ama boynunu da;
mahpusları da yapan benimdir.
ama yatan da;
kömürü de yapan benimdir madenlerde,
ama göçük altında kalan da;
ekmeği de yapan benimdir,
ama aç kalan da.
Ben işçiyim,
ayırt etmem insanı.
Sivas da benimdir,
Maraş da,
Dersim de benimdir,
Mamak da.
Her gün ölürüm ben,
her gün doğarım.
nehir olur taşar,
grev olur coşarım,
devrim olur koşarım,
bir kavgaya girdim dostlar,
bu kavga da kalana saz
ölene söz olurum.
Ozan da benimdir şair de.
Ben işçiyim.

Halit YILDIRIM

4 Eylül 2012 Salı

Yaz Kampının Ardından Bir Pazar Pikniği



Kampın kısa sürdüğüne dair homurdanmalar, birkaç gece daha uzun kalmak isteyen arkadaşlarımızın istekleriyle kamp ekibi olarak bir piknik yapmaya karar verdik. Anadolu ve Avrupa yakasından arkadaşların rahat gelebileceği bir yer belirlemeliydik ve Altunizade İzci Kamp alanı tam buna uygundu.
Kahvaltıyla başlayacağımız piknik için saat 10’da toplanmaya başladık. Programı kahvaltı, kamp değerlendirmesi, serbest zaman, öğle yemeği, toplantı, müzik ve oyunlar olarak belirledik. Serbest zamanda Hababam Sınıfı’nın çekildiği okulu ziyaret ettik, tadilatta olduğundan dolayı içeri giriş yasaklanmıştı. Biz de okulun ana kapısının önünde, bu filmle büyüyen herkes gibi klasik film üzerinden sohbetler çevirirken, birden kendimizi sahneleri canlandırırken bulduk. Mahmut Hoca’nın penceresinden bakamasak da, cama gülle atamasak da, Badi Ekrem bize tek ayak cezası verdi!
Ev yemekleriyle yapılan öğlen yemeğinin ardından, toplantı düzenine geçtik. Tartışma konusu olarak da 1 Eylül Dünya Barış Günü’nün de ardından barış konusunun konuşulması talep edildi. Konuyu iki şekilde ele aldık: Kürt sorunu bağlamında barış ve işçi sınıfına karşı tüm dünyada silahlı-silahsız bir şekilde yürüyen savaş. Barışı kimin getireceği, işçi sınıfı açısından barış nasıl gelecekti, silahların inmesi barışın gelmesi mi anlamına geliyordu? Salt savaş karşıtlığı üzerinden kurulan barış sloganı kitleler açısından ne anlam taşıyordu? Suriye-Türkiye savaşında nasıl bir tutum almalıydık? Savaşın silahlarla devam ettiği gibi, aynı zamanda işçiler açısından da sermayeyle 24 saat savaşın içinde olunduğu, o nedenle sınıfları kaldırana dek de barışın gelmeyeceği, aslında barışın da savaşla, ama sınıf savaşıyla geleceği konuşuldu. Tüm bunları konuştuktan sonra halaylarla türkülerle pikniğimizi sona erdirdik.

30 Ağustos 2012 Perşembe

Tuzla'da Bir İş Cinayeti Daha


Tuzla Orhanlı Dericiler Sanayii’de izolasyon malzemesi üreten fabrikada çıkan yangında Ümit Saraç adlı bir işçi arkadaşımız hayatını kaybetti. Geniş bir arazi üzerine yayılan yangın sabaha karşı ancak söndürülebildi. Bazı işçiler yangın alarmının çalışmadığını ve yangın tüplerinin boş olduğunu söylüyor haberlerde.
Fabrikada çalışan ve son anda kendini kurtarabilen bir kadın işçi arkadaşımıza ulaştık. Kendisi olayı şöyle anlattı:
“İlk başta çok küçük olarak başladı yangın. Arkadaşlar önemsememişler. Ancak müdahale etmek istediklerinde geç kalmışlardı, çünkü her tarafa sıçramıştı yangın. Ben bile iki dakika farkla kurtuldum ölmekten. Ancak 39 yaşında, tır şoförü, iki çocuk sahibi bir arkadaşımız hayatını kaybetti.”
İşçi ölümlerini “iş kazaları”yla, “işçi dikkatsizliği”yle açıklamak, patronların sorumsuzluğunu ve iş güvenliği önlemlerini almadığı gerçeğini gizlemekten başka bir işe yaramıyor!
Dikkatsizlik ya da cahillik değil, patronların kâr hırsı bizleri iş cinayetlerine kurban ediyor. Türkiye Temmuz ayında 110 iş cinayetiyle Avrupa birinciliğini elde etti ve biz sermaye düzenine karşı örgütlü, kitlesel ve militan bir sınıf mücadelesine girişmediğimiz sürece bu liderliği daha da süreceğe benziyor.  
İş Cinayetlerine Son!

27 Ağustos 2012 Pazartesi

Yaz Kampımıza Dair Birkaç Söz


İşçi sınıfının devrimci mücadelesini örgütlü bir biçimde İMD çatısı altında yürüten biz sınıf devrimcilerini bir araya getiren çalışmalarımız, eylemlerimiz ve toplantılarımızın yanı sıra bizleri yoldaş olarak yakınlaştıran, hem eğiten hem de eğlendiren yaz kampımız gerçekten de anlatılmaya değerdi.

Söze sanırım bayram trafiğinden dolayı saatler süren gidiş yolundan başlamak gerek. Yol boyunca söylenen şarkılar, türküler, hatta durgun trafikte zaman zaman yapılan yürüyüşler, hepimizin ne kadar heyecanlı olduğunu gösteriyordu. Uzun süren bu yolculuktan sonra kamp alanımıza vardığımızda dolu dolu geçecek olan 3 günlük bir kamp süreci bizleri bekliyordu.
Kamp süresince belki de en çok vurgulamamız gereken yanımız hem çalışırken hem de eğlenirkenki örgütlü duruşumuzdu. Bizler için yaz kampları aynı zamanda, yaratmak istediğimiz sınıfsız, kolektif üretim ilişkilerinin egemen olacağı toplumun birer provasıdır. Biz bu provayı gerek kampın genel işlerini yaparken (yemek yaparken, bulaşık yıkarken vs.) gerekse de eğitici ve eğlendirici etkinlikleri yaparken kolektif bir biçimde sahneye koyduk. Çünkü biliyoruz ki ancak ve ancak birlikte çalışarak, iş örgütleyerek, birlikte gülüp eğlenerek, birlikte zorluklara göğüs gererek yoldaşlık ilişkilerini geliştirebilir ve mücadelemizde örgütlü duruşumuzu koruyabiliriz.
Kamptaki çalışmalarımıza dönecek olursak, teorik eğitim açısından çok verimli bir kamp geçirdiğimizi söylememiz gerekir. Kamp boyunca çok güzel tartışmaların yaşandığı, “Devrim Nedir, Neden, Nasıl?”, “Suriye’deki Ayaklanmalar ve Suriye’ye Emperyalist Müdahale” ve “Enternasyonalizm” konuları üzerine geniş toplantılar yaptık. Bunun yanı sıra yoldaşlarımızın önerileri doğrultusunda “Emperyalizm”, “Sosyal Medyanın Mücadeledeki Önemi” ve “Fabrika Komiteleri” başlıklarıyla atölye çalışmaları gerçekleştirdik. Tüm bunların yanında aramıza yeni katılan yoldaşlarımızla birlikte İMD olarak bugüne kadar nasıl bir mücadele verdiğimizi, ne gibi çalışmalar yaptığımızı ve bundan sonra neler yapacağımızı konuştuk ve kararlar aldık.
Bir yandan öğrenirken, diğer yandan eğlenmeyi de unutmadık. Denizin, güneşin tadını çıkardık. Gerek plajda gerekse çadırlarımızın önünde oyunlar oynadık, mangalımızı yaptık. Kampın olmazsa olmazlarından gece ateşimizi yaktık, türküler söyledik, halaylar çektik. Hem böyle zamanlarda hem de toplantılarda aramıza katılan misafirlerimize de İMD’nin örgütlü duruşunu göstermiş olduk bu sayede.

Gelelim kampımızın hem eğiten hem de eğlendiren en güzel etkinliğine: İMD Tiyatro Atölyesi Oyuncuları’nın “Palavracı Recep” adlı oyunu. Yoldaşlarımız bu oyunda, devrimci mücadele içerisinde hepimizin çok aşina olduğu bir tipin, bir taraftan “devrimciyim, sınıf mücadelesi veriyorum” diyen, diğer taraftan erkek egemen toplumun kadına uyguladığı baskı ve şiddeti evinde karısına karşı kullanan “devrimci bir işçi”nin eleştirisini sahnelediler. Yoldaşlarımızın bu oyunu hem sanatsal açıdan hem de verilen mesaj açısından takdire şayan bir çalışmaydı. Hepsinin emeğine sağlık diyelim ve çok daha iyi çalışmalar yapacaklarından emin olduğumuz yoldaşlarımıza gereken desteği vermeyi unutmayalım.
Son olarak şunu söylemek gerekir ki; kamp süresince birçoğumuzun tekrar tekrar şahit olduğu, aramıza yeni katılan yoldaşlarımızın da yaşayarak ve görerek farkına vardığı güzel insani ilişkiler ancak ve ancak bu sömürü düzeni içerisinde yoldaş olunarak, yani örgütlü bir biçimde mücadele ederek kazanılacak zaferlerle toplumda yerleşebilir. İMD olarak biz bu toplumu yaratmak için her gün yeni adımlar atmaya devam edeceğiz. Kampa gelen, gelemeyen tüm yoldaşların bunun bilinciyle İMD’ye, yani kendi örgütlülüğüne güvenerek bu yolu yürümesi gerektiğini unutmayalım.
 İMD'li Bir Üniversite Öğrencisinden

25 Ağustos 2012 Cumartesi

Kartal'da Alevi Düşmanlığına Tepki Yürüyüşü


İki gün önce, Kartal Yakacık’ta birçok Alevi emekçinin evlerinin işaretlenmesinin ardından, önceki gece de Kartal PSAKD’yi (Pir Sultan Abdal Kültür Derneği) kundaklama girişiminde bulunuldu.
Durum kısa bir süre içinde bütün duyarlı kamuoyuna duyuruldu. Cuma akşamı 7’de yapılacak protesto yürüyüşü ve basın açıklamasına  destek istendi.
Akşam yürüyüşün yapılacağı saat yaklaştıkça Kartal emekçileri ve demokratik kitle örgütleri kalabalık öbekler halinde Ahmet Şimşek Koleji’nin önünde toplanmaya başladı.


Kolejin önünde yürüyüşe başlayan binlerce işçi-emekçi sık sık “Katil devlet hesap verecek!”, “Yaşasın halkların kardeşliği!”, “Kartal Sivas olmayacak!”, “Dün Maraş’ta bugün Sivas’ta, çözüm faşizme karşı savaşta!”, “Gün gelecek devran dönecek, katiller halka hesap verecek” sloganlarını atarak Ankara (Bankalar) caddesi üzerinden Kartal  Meydanı’na yürüdü.
Burada yapılan basın açıklamasında yaşananların baş sorumlusunun AKP olduğu, hükümetin “açılım” yaptığını iddia ettiği hiçbir kesimin sorunlarını çözmediği, Suriye’ye yapılacak müdahaleye Alevilerin alet edilmek istendiği belirtildi.
İMD olarak biz de yürüyüşte yerimizi aldık. AKP’nin kendisinden olmayan herkese karşı savaşında bundan sonra da safımız bellidir.