30 Aralık 2013 Pazartesi

29 Aralık Etkinliğimize Dair

Kapitalizme ve patronlara  esir düştüğümüz şu insan düşmanı düzen içinde, İşçi Mücadele Derneği olarak dünyanın tüm kötülüklerine kafa tutarak emeği ile geçinenler biz emekçiler, 
''Ey kapitalist düzen senin sonunu getireceğiz''in  selamını gönderdik.



Etkinliğimiz kelimenin tam anlamıyla insana en yakışan içten samimi bir gülücük kadar iç ısıtıcıydı...
Etkinlik boyunca hiç kimse sıkılmadan heyecanla bir sonraki gösteriyi bekledi, sonuna geldiğimizde kimse kalkıp evine gitmenin telaşı içinde değildi.
Sonrasında kalabalık gruplar halinde yemek yedik, etkinlik hakkında değerlendirme yaptık, hızımızı alamayıp aynı semtte oturanlar gece 11'lere kadar konuşup gelecekle ilgili ne kadar umut dolu olduğumuzu anlattık.
Şehir dışından gelen arkadaşlarımız "keşke hep sizinle olsam" diye dileklerde bulundular.



Sabah iş yerine geldiğimde davet ettiğim arkadaşlar etrafındakilere heyecanla anlatıp "bir dahakine siz de gelin her şey görmeye değerdi" diyordu.
En önemlisi, bu etkinliği hazırlayanlara ve kendilerini davet edenlere teşekkür ediyor, arkadaşlarım, yoldaşlarımın, hepimizin emeğine sağlık.

İMD'li Bir Sağlık Emekçisi

24 Aralık 2013 Salı

YALANCILIĞA, HIRSIZLIĞA, İŞBİRLİKÇİLERE VE ŞOVENİSTLERE KARŞI “DİREN BURSA” YÜRÜYÜŞÜNDEYDİK



  Yürüyüş, Bursalıların yoğun ilgi ve katılımıyla Setbaşı kütüphanesinden saat 16.00’da başladı.
 “Hırsız var, hırsız var”, “hükümet istifa'' sloganları eşliğinde Heykel’deki Halkbank önüne gelindi. Halkbank önünde bir süre duran kitle ''işte burası hırsızlar yuvası'' sloganlarını atarak yürüyüşe devam etti.
Yürüyüşte hiçbir grubun flama ve bayraklarını almamasından dolayı yanımızda getirdiğimiz bayraklarımızı biz de açmadık. Yürüyüşe daha sonra TGB ve İşçi Partisi’nin bayrak ve flamalarıyla dâhil olmasıyla birlikte biz de İMD bayraklarımızı açtık.


TGB ve İP'lilerin yürüyüşü şovenist havaya sokmak için attıkları “ulusalcılık bayrağı yukarı, ne mutlu türküm diyene, Mustafa Kemal’in askerleriyiz” sloganlarıyla tam kortejimizin arkasından yürüyüşe dahil oldu.
Biz de enternasyonalistler olarak ''ÖZGÜRLÜK SAVAŞAN İŞÇİLERLE GELECEK!”, “TAŞERON DEĞİL EMPERYALİST TÜRKİYE!”, “YAŞASIN MİLİTAN MÜCADELEMİZ!'' sloganlarımızı attık.
Onların  ''Mustafa Kemal’in askerleriyiz'' sloganına cevaben ''MUSTAFA SUPHİ’NİN YOLDAŞLARIYIZ!'' sloganımızı attık. 


Sloganlarımız, yürüyüşteki duruşumuz epeyce ilgi uyandırdı. Yürüyüşte radikal bir şovenist havanın esmesini kısmen de olsa engelledik. Yürüyüş komitesi bayraklarımızı kaldırmamızı istedi. Biz de TGB ve İP bayraklarını kaldırmadan,  bayraklarımızı indirmeyeceğimizi belirttik. Daha sonra faşistler bayrak ve flamalarını indirdi,  biz de kendi bayraklarımızı topladık.
Yürüyüş AKP il binasının önüne ayakkabı kutusu bırakılarak son buldu.
YAŞASIN MİLİTAN MÜCADELEMİZ.
Bursa’dan İMD’li bir kadın militan

19 Aralık 2013 Perşembe

Madem "Kutu" Açıldı, Hırsızı Hırsızın Eline Bırakmayalım!



AKP'nin pislikleri bir bir etrafa saçılıyor. Kasalar, kutular, telefon görüşmeleri, daha dün "destan yazan"ların defterini dürmeler, "yedirmem" dediklerini bir kalemde harcamalar. AKP'nin ustalık dönemi dizginsiz bir yolsuzluk ve sefahat dönemi olduğundan, pisliklerin arkası gelecektir, ama o hâlâ 11 yıldır masallarla insanları uyutabileceğini düşünüyor, bu yüzden AKP'ye Zaytung bile yetiyor! Sen Egemen Bağış olarak kayıplara karışıp özel kalem müdürüne "Para sayma makinesini bakanın oğlunun evine polis koydu" dedirtirsen, Zaytung da sana "Egemen Bağış'a ait olduğu iddia edilen gizli görüntülerin, Garfield'ın daha önce yayınlanmamış bir bölümü olduğu ortaya çıktı" der! 


Zaytung muhalefetini yapıyor, Gezi'de olduğu gibi sosyal medya yine karikatüristlere, meslekten "komik"lere rahmet okutuyor, ama maalesef "sol" diye birkaç ay sonra bizden oy isteyecek partilerden ses seda yok. CHP "büyük düşün"düğü için ABD elçisiyle görüşüyor, işi yukarıdan pişirmeye çalışıyor. Sonuçta, sermaye "muhafazakar-laik ben anlamam, bizim derdimiz işimiz yürüsün" diyor. Peki ya HDP?  
Sırrı Süreyya Önder'in Gezi'nin kazanıldığı ilk Pazar mitinginde kürsüden konuşturulmadığı için 31 Mayıs'tan sonra Gezi'de olmadığı ne kadar inandırıcıydı? Şimdi, bu yolsuzluk olayında HDP'nin pasif tutum almasını "vekiller açlık grevinde"ye dayandırması da o kadar inandırıcı. Açlık grevi eyleminin şu an bir gerçekliği yok, HDP'li vekiller ne kadar uğraşsalar (ve boş Meclis sıralarında çeşitli oyunlar oynasalar) da, bu yoğun gündemde eylemleri kaybolmaya mahkûm. HDP bu eylemi ya bırakmalı ya da sözde kalmayan bir "yolsuzluğa karşı mücadele" kampanyasıyla birleştirmeli. İstanbul'da seçimi kazanmak isteyenin yapacağı budur.
 

Gezi ayaklanması sonrası onca tepkiden (ve ortalığa saçılan bu kadar "kutu"dan) sonra HDP ya da BDP'nin çıkıp "bu yolsuzluk operasyonu çözüm sürecine darbedir, biz yokuz" demesi beklenemez. Veya derlerse siyasi intihar olur. O yüzden rüşvet skandalına karşı HDP'nin tavrını pasif mi yoksa aktif mi olduğuna göre göreceğiz. Şimdilik pasif ve "İstanbul'u almak gibi bir derdim yok" diyor. Bunun siyasi vebali büyük olur, ulaşmaya çalıştığı "Türk" kitleye uzun süre ulaşamaz.
Öyle ya, seçim sathı mailindeyiz, vekilimiz İstanbul adayı olmuş, ilk icraatı, birçoğu doğru ama eksik (ve kendi yanlışlarına bakmayan) eleştirilerle CHP tabanındaki binlerce solcuyu küstürmek oluyor. Sonra bu rüşvet skandalıyla tarihi bir fırsat doğuyor, muhalefeti CHP yapıyorsa, mecliste ilk icraat Umut Oran'dan geliyorsa, o "eleştiri" boştur. Önder'e yönelik olarak "Aday olup sol oyları bölme" söylemi ne kadar yanlışsa, aday olup pasif kalmak, devrimci temelde bir sol muhalefet yaratma, hattâ bugün artık çok daha gerçekliğe bürünmüş olan kazanma fırsatını kaçırmak da öyledir.
Yapılması gereken bellidir: Hırsızı dün dostu olan başka bir hırsızın eline bırakmamak için tüm ezilenler olarak sokaklara çıkmalı, başta banka önlerinde kutu protestoları olmak üzere, "kutu"su açılmış açılmamış tüm para babalarına karşı sürekli bir mücadeleye girişmeliyiz. Madem "it iti ısırmaz, bunlar yarın yine barışırlar" lafı herkesin ağzında, o halde biz onları ısıralım! Gezi'de salladık, şimdi yıkalım!

Hacettepe İşçilerinin Direnişi Zaferle Sonuçlandı



Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde taşeron olarak çalışan ve güvenceli çalışma koşulları için eylem yaptıkları gerekçesiyle işten atılan 51 işçinin, 35 gündür devam eden direnişi zaferle sonuçlandı.
Çalıştıkları ortamda her türlü angarya işe maruz kalan, taşeron sistemin yaratığı bütün hak kayıplarıyla karşılaşan, tüm bunlar yetmezmiş gibi maaşlarında da kesinti yapılan işçilerin verdiği mücadele 35 gün önce işten atılmalarına neden olmuştu. Bunun üzerine hastane bahçesinde çadır kuran işçiler direnişe başlamışlardı. İşçiler, işe geri alınmayı, çalışma koşullarının iyileştirilmesini, maaşlarında iyileştirilme yapılmasını ve kendileriyle ilgili kararlarda söz sahibi olmayı istiyorlardı. Ve bu taleplerini, işten atılmalarının esas sorumlusu olan hastane yönetimine kabul ettirmek için sonuna kadar direneceklerini belirtmişlerdi.
Bu süre içerisinde üst "işveren" olan hastane yönetimi türlü yöntemlerle direnişi bastırmaya çalıştı. Önce özel güvenlikleri işçilerin üzerine saldırttı, ancak bu saldırı püskürtülünce başka tehditler savurmaya çalıştı. Bu yöntemlerle başarıya ulaşamayan Rektör Murat Tuncer bu kez de sağa sola astığı pankartlarla, olayla ilgilerinin bulunmadığını anlatmaya çalıştı. Bu esnada ara ara yardımcısını işçilere yollayıp tehdit etmekten de geri durmadı.
İşçiler ise kar, kış demeden mücadeleye devam ettiler. Bu süre zarfında çeşitli yöntemlerle yine yıldırılmaya çalışıldılar. Elektrikleri kesildi, aldırmadılar. Yakılan direniş ateşinin etrafında direnişe destek verenlerle birlikte mücadeleyi sürdürdüler. Çok fazla sıkıntılar da yaşandı elbette. Direnişteki kadın işçilerden biri karnındaki bebeğini kaybetti. Ama hep umut doluydular: “Başka çare yok, zaten öncesinde de sorunsuz, sıkıntısız günümüz yoktu ki” diyorlardı. Gerçekten de öyle. Düzen, patronların düzeni. Onlara çalışmaktan, onların bize sunduğu hayattan başka bir hayata sahip olmak ne yazık ki elimizde değil bu düzen içerisinde. Ama bir şeyleri elde etmek, hattâ bu düzeni onların başına yıkmak mümkün. Bunun yolu yalnızca mücadele etmekten geçiyor, işte Hacettepe işçilerinin bize yeniden öğrettiği şey budur.
Direnişi basın açıklamaları ve eylemlerle sürdüren işçiler 13 Aralık Cuma günü Dev-Sağlık İş Yönetimi eşliğinde hastane yönetimiyle görüştüler. Görüşmeye bazı milletvekilleri ve Sağlık Bakanlığı temsilcileri de katıldı. Rektör, işçileri üniversitenin işçisi olarak iktisadi işletmede işe almayı teklif etti. Bu, işçilerin sözleşmeli olarak işe alınması, dolayısıyla taşerondan da kurtulması anlamına geliyordu. Bu görüşmeden sonra, işçilerin bu teklifi değerlendirip 16 Aralık Pazartesi günü durumu netleştireceklerini biliyorduk. Yapılan görüşmelerden sonra işçilerin hak kaybı yaşamadan işe geri alınma süreci başladı. Atılan tüm işçiler işe başlayıncaya kadar direniş çadırının kaldırılmayacağı belirtildi.
Hacettepe işçilerinin direnişi hepimize umut olmalı ve ders olmalıdır. Haklarımızı elde etmenin direnmekten başka yolu olmadığını öğretmesi bakımından ders olmalı ve mücadelenin kararlı durdukça başarıya ulaştığını görmek açısından da umut olmalıdır.
DİRENE DİRENE, DİRENİŞTEN ZAFERE!
İŞÇİLERİN BİRLİĞİ SERMAYEYİ YENECEK!