2 Ekim 2013 Çarşamba

Abbasağa Liseli Forumu Başladı



Abbasağa Liseli Forumu başladı! 30 Eylül Pazartesi günü liseliler Abbasağa Parkı'nda bir forum gerçekleştirdi. Bundan sonra her pazartesi, 16.30'da Abbasağa Liseli Forumu yapılacak. 


Gezi Direnişi'nin liselileri bugün Abbasağa Parkı'nda forumda bir araya geldi. Birçok farklı liseden öğrencinin katıldığı liseli forumuna biz de MiLiS olarak aktif katılım gösterdik.
Gezi Direnişi'nin değerlendirilmesi başlayan forum önerilerle devam etti. Ekmek almaya çıkmışken, polisin attığı gaz kapsülünün isabet etmesi sonucu günlerdir komada olan 14 yaşındaki Berkin Elvan için bir eylem yapılması önerildi. Haftaya tekrar tartışılacak olan konunun ardından bir karara varılacak. Diğer bir karara göreyse, liseliler işçilerle dayanışacak. Liseliler, Kazova işçilerinin direnişine destek olmak için yürüteceği çalışmaları tekrar tartışarak sonuca vardıracak.
Abbasağa Liseli Forumu'nun ilk haftasında, liseliler kararlar alarak Gezi Direnişi'ni liselerine taşıyacaklarını duyurdular. Forumda alınan kararlar şöyle:
–Gezi Direnişi'nin liselerde sürdüğünü duyurmak için her lisede her ses çıkarma, alkış eylemleri yapılacak.
–Liseli forumunun örgütlenmesi için sosyal medya aktif biçimde kullanılacak ve facebook-twitter'da hesaplar açılacak.
–7 Ekim Pazartesi günü yapılacak forumun gündemleri bu haftadan şöyle belirlendi: 1) Berkin Elvan için liseliler ne yapmalı? 2) Kazova işçilerinin direnişine liseliler nasıl destek olmalı? 3) Meslek liselerinde yaşanan sorunlar
HER PAZARTESİ SAAT 16.30'DA ABBASAĞA LİSELİ FORUMU'NDA BULUŞUYORUZ!
BU DAHA BAŞLANGIÇ, MÜCADELEYE DEVAM!
Militan Liseliler

1 Ekim 2013 Salı

Ankara 100.Yıl Pikniği: Dostların Arasında, Güneşin Sofrasındaydık



Ankara’da 100.Yıl Mahallesi'nde rantın yoluna ve kentsel dönüşüm adı verilen üçkağıtçılığa karşı verdiğimiz mücadele sürüyor. Bildiğiniz gibi, Ankara’nın canlılığını yitirmeyen forumlarından biri olan 100. Yıl İnisiyatifi Gezi Direnişi’nden bu yana mahallenin sorunlarını tartışıyor ve bunlara çözümler arıyor. Yaklaşık üç aydır mahallemizde sürdürdüğümüz forumlar, son iki aydır mahallenin ortasından geçecek olan otoyol ve bununla birlikte mahallenin karşı karşıya kalacağı "kentsel dönüşüm" riski meselelerine yoğunlaştı. Bu sorunlar her geçen gün daha görünür bir hale gelirken, bunlara karşı mahallemizde yaptığımız çalışmalar da devamlılığını koruyor.


Özellikle son haftalarda gözü dönmüş para babaları mahallemize akbabalar gibi üşüşmüş durumdalar. Bir taraftan Gökçek’in çevik kuvvet, TOMA ve akrepler eşliğinde hızlı bir biçimde bitirmeye çalıştığı yol inşaatı devam ederken, diğer taraftan çeşitli inşaat firmaları da 100. Yıl Mahallesi'ne ilişkin "projeler"iyle mahalleye dadanmış durumdalar. Geçtiğimiz günlerde mahalleliyi toplantıya çağıran bir inşaat firmasının burada yapmayı planladığı dev projeler olduğunu, bu projeleri gerçekleştirmek için mahalleliyi ikna etmeye çalıştığını, ikna olmamaları durumundaysa burada kentsel dönüşüm kararının çıkabileceğini ve bu durumda bu projeleri gerçekleştirmek için herkesi ikna etmek zorunda olmadıklarını öğrendik.
Bunun yanı sıra eskiden mahallede Isı Merkezi olarak kullanılan binanın yıkıldığına ve yerine bir benzin istasyonunun yapılacağına şahit olduk. Ankara’nın en sakin mahallelerinden biri olan 100. Yıl’a otoyol yapmak, benzin istasyonu kurmak ve beş katlı evleri yıkıp büyük lüks binalar yapmak daha önceki örneklerden de bildiğimiz gibi bazı sermaye gruplarına rant sağlamaktan başka bir şeyin projesi değildir.
Mahallemizde çıkabilecek olan bir kentsel dönüşüm kararı bu mahallede ne ev sahiplerine ne de kiracılara yarar sağlayacaktır. Birçok öğrencinin de kiracı olarak yaşadığı bu mahallede yapılacak olan yeni lüks binalarda ne öğrencilerin ve diğer kiracıların yaşama şansı olacak ne de ev sahiplerinin bütçesi bu dairelerde yaşamaya yetecektir. Diğer bir ifadeyle bu bir sürgün projesidir.
Bizler bu mahallede yaşayan insanlar olarak mahallemizi yok edecek ve bizlerin burada yaşamasını olanaksız hale getirecek olan bu "rantsal dönüşüm" projelerinin karşısındayız. Mahallemizi korumak ve bu akbabaları defetmek için mücadele etmeye devam ediyoruz. Bu projelerin ne anlama geldiğini, kentsel dönüşümün ne gibi sonuçlar doğurduğunu ve buna karşı ne yapmak gerektiğini konuştuğumuz bilgilendirme toplantıları ve forumlar düzenliyoruz. Onların yıkmaya çalıştığı mahalle kültürünü ve dokusunu bizler üç aydır sürdürdüğümüz çalışmalarla yeniden yaratmaya çalışıyoruz. 



Geçen haftalarda yaptığımız toplantı ve forumların ardından bu hafta yeniden toparlanmak ve kaynaşmak için forum alanımızda (İzci Parkı’nda) bir piknik yaptık. Pikniğimiz mahallede tam anlamıyla bir şenlik havasında geçti. Çoluk çocuk, genç, yaşlı kısacası her yaştan insanın yer aldığı muhteşem bir piknik günüydü.
Bir tarafta birbirinden güzel yemekler, diğer tarafta oyunlar oynayan insanlar, başka bir yerde resim çizen, boya yapan çocuklar, bir ağacın dibine oturmuş sohbet eden teyzeler, amcalar, müzikler, halaylar  ve değerli sanatçımız, yoldaşımız Tuncel Kurtiz anısına okunan şiirler…

Her ânıyla hatırlanacak coşkulu ve keyifli bir gündü sizin anlayacağınız. Birileri, bizleri birbirimizden ne kadar uzaklaştırmaya çalışırsa çalışsın, bizler yine birlik olmaya, birlikte üretmeye, paylaşmaya ve birlikte mücadele etmeye devam ediyoruz. Mahallemizi kimseye bırakmaya niyetimiz yok. Bunun için de  sonuna kadar direneceğiz.

26 Eylül 2013 Perşembe

Feniş Alüminyum İşçileri Direnişte



Feniş Alüminyum işçileri maaşları ve kıdem tazminatları için direniyor.

50 yıllık Feniş Alüminyum fabrikasında iki haftadır direniş var. İşçiler ödenmemiş üç buçuk aylık maaşlarını ve kıdem tazminatlarını istiyorlar.
Direniş, patronun fabrikayı küçültmek bahanesiyle işi durdurması ve çalışan 520 işçinin tamamını işten çıkarmasıyla başlıyor.
Hak-İş’e bağlı Çelik-İş sendikasının örgütlü olduğu işyerinde sendikayla olan görüşmelerde patron, ilk olarak alacakların ödeneceğini söylemiş. Sonra karar değiştirip “alacaklarınızı mahkeme yoluyla alabiliyorsanız alın” demiş.

İşçilerle direniş alanında yaptığımız görüşmede, fabrikanın üç ay öncesine kadar sürekli üretimini artırdığını belirttiler. Siparişlerin yüksek bir tempoyla yetiştirilmeye çalışıldığını belirten işçiler, bu tempoya rağmen paralarının sürekli geç ödenmesinden şikayetçi olmuşlar. Bayramlarda bile mesai yaptıklarını söylüyorlar.
Şu an işçilerin büyük çoğunluğu sabah sekizden akşam sekize kadar fabrikanın içinde kurdukları alanda direniyor. Akşam sekizden sonra da 40 kişilik bir ekip gece nöbet tutuyor.
İşçilerin ilk eylemi, fabrikanın önünden geçen E-5 otoyolunu kapatmak oldu. Başka bir gün, İstiklal Caddesi’ndeki Galatasaray Lisesi önünden yürüyüş yapmak isteyen işçilere polis izin vermedi. Ayrıca Gebze ve Çayırova içinde de çeşitli yürüyüşler gerçekleştirdiler.

İşçiler aralarında “İşyeri Direniş Komitesi” oluşturmuşlar.
Direnişin ilk gününden bu yana çeşitli fabrikalardan (Kroman Çelik, Makine Takım, Bedesan vd.), çeşitli sivil toplum örgütlerinden (Türkiye Barolar Birliği, çevre belediyeler), çeşitli parti temsilcilerinden (Levent Tüzel, Hurşit Güneş) ve çeşitli sendikalardan (Türk-İş, Hak-İş şubeler) destek görmüşler.
İşçilere göre patronun amacı sendika varlığını sona erdirip ortalama 1.500 TL olan işçi maaşlarını asgari ücret seviyesine düşürmek. Fabrika patronu eski DYP milletvekili Sedat Aloğlu, Dünya gazetesine verdiği demeçte üretime devam etmek istediğini söylemiş. Bu demeç de işçilerin kaygılarını haklı çıkarıyor gibi görünüyor.
Sedat Aloğlu’nun iki önemli fabrikası daha bulunmakta. Biri Bursa’da Epengle Tekstil, diğeri Samsun’da Terme Metal.
Direnişlerini sendikanın verdiği 250 TL yardımla devam ettirmeye çalışan işçiler soruyor: “Her bayramda ya da tatilde yaptığımız mesailerin, yetiştirdiğimiz siparişlerin karşılığı bu muydu?”
İMD olarak Pazar günü daha toplu bir şekilde direnişteki işçilere desteğe gitmeyi planlıyoruz ve herkesi direnişçi Feniş işçilerine omuz vermeye çağırıyoruz.  

4 Eylül 2013 Çarşamba

TRT'de "İşimi Seviyorum" ve Savaşa Hazırlık



Geçen gün TRT’yi izlerken bir işçi olarak hükümetin politikalarından bir kez daha iğrendim. İzlediğim programın adı, “İşimi Seviyorum”. Amaç insanların işlerini sevmelerini sağlamak ve onları sermayeye daha verimli hale getirebilmek. Düşünüyorum da, bütün tv kanalları sabahtan akşama kadar çalışmanın propagandasını yapsalar kaç işçiye işlerini sevdirebilirler ki? Burada asıl amaç, hükümetin burjuvaziye "gül yüz"ünü bir kez daha gösterip "bak biz sizin yanındayız, çıkarlarımız ortak" vurgusu yapması. Sanki onlar çıkarlarının ortak olduğunu bilmiyormuş gibi.
Aslında AKP hükümetinin kartları bu kadar açık oynamasının sebebi bütün dünyanın, NATO’nun TC ile elbirliğiyle Suriye’ye yapacağı müdahaleyi konuşuyor olmasından başka bir şey değildir. Türkiye bu savaşta yer alacaksa hükümet, Türk burjuvazisi yanında olmadan bu savaşta yer alamayacağını çok iyi biliyor ve atılan adımları da buna göre atıyor. Bizler çoğu zaman gündelik hayatımızı mücadeleyle geçirmenin bir şeyleri değiştirmeye yaramayacağına inansak da, burjuvazi ve onların temsilcisi AKP onlar için ne kadar büyük bir tehlike olduğumuzu bildiklerinden gündelik hayatımızı sömürü düzenine ve çıkacak savaşa razı geleceğimiz şekilde şekillendirmeye çalışıyor.
Peki bizler, yani işçi sınıfı onlara karşı ne yapmalıyız?
Bundan 10 yıl önce bir Suriyeliye, Mısırlıya "10 yıl sonra ülkende bunlar olacak" deseydik belki de delirdiğimizi söylerdi, fakat gerçekleşti. Peki bundan 10 yıl sonra bu bombaların İstanbul’da. Ankara’da, İzmir’de patlamayacağının bir garantisi var mı? Tabii ki hayır! Peki, bizim tutumumuz ne olacak? Bizleri her gün sömüren, sömürdüğü yetmezmiş gibi medyasıyla, elindeki tüm araçlarla bizi halinden memnun köleler haline getirmeye çalışan bu hükümet bize savaşa girerken "haydi cepheye!" dediğinde bizler ne yapacağız? Elimize silah alıp "kendi" ülkemizi mi savunacağız, yoksa "Suriye’de, Mısır’da da bizler gibi sömürülen halk bizim kardeşimizdir,kardeşlerimize silah doğrultamayız, savaş istiyorsanız önden siz buyurun!" mu diyeceğiz hükümetimize?
Elbette sınıf dayanışmasını vurgulayacak ve dünyanın bütün işçileriyle aynı kaderi paylaştığımızı unutmayacağız ve savaşı dahi örgütlenmemize bir araç olarak kullanacağız. Bugünkü forumları olduğu gibi fabrikalarımızı da örgütlenme alanlarına çevireceğiz. Bugün koskocaman hükümetler bile tek başına bir şeyler yapamayacağının kanaatine varmış ve bütün planlarını kendi sermayelerini uluslararası alanda arttırma planları yaparken, biz işçiler neden birleşmiyoruz? Bizi birleştirecek olan ortak çıkarlarımız, silahımızsa sermayemiz değil, üretimden gelen gücümüzdür!
Artık evde ya da kahvede oturmaktan vazgeçelim. Bizler bütün gün makinaların başında ter akıtıp eve döndüğümüzde bize işimizi ne kadar çok sevmemiz gerektiğini anlatan programlar izlemeye devam ettikçe ömür boyu ancak karnımızı doyurmaya anca yetecek bir geleceğimiz olacak.
Sömürü düzenine son vermek ve dünyaya barış getirmek bizlerin, işçi sınıfının görevi!
Kartal’dan İMD’li bir fabrika işçisi