27 Haziran 2015 Cumartesi

Eşcinsellerin Mücadeleleri Meyvelerini Topladı

ABD’de eşcinsel evlilik yasallaştı. Eskiden sadece 36 eyalette eşcinsel evliliğin yasal olduğu ABD’de, Yüksek Mahkemenin kararıyla artık 50 eyaletin tamamında cinsel yönelimi yüzünden ezilen insanların hayatlarını birleştirmesinin önündeki engeller kaldırıldı.

İnternetteki bütün sosyal medya sitelerinde milyarlarca insanın konuştuğu bu olay, Türkiye de dâhil olmak üzere diğer ülkelerin LGBTİ aktivistlerini harekete geçirdi. Eskiden sadece Avrupa’da birkaç ülkenin insanlarının kazandığı bu hak, artık sahip olmamız için yalnızca kolumuzu uzatmamızı bekliyor.

Dünya basınında Obama’nın bir zaferi şeklinde sunulan bu karar ise gerçeklikten oldukça uzak. Demokrat partinin yedi yıllık iktidarında böyle bir karara gidilmemesi ve şimdi gündeme oturması, emperyalistlerin Ukrayna, Suriye gibi ülkelerde giriştikleri savaşlardan istediği sonuçları alamayışı ve bunun bir iç basınca dönüşmesiyle de alakalı. Kaldı ki insanoğlunun tüm kazanımlarında olduğu gibi bu hak da ABD’deki LGBTİ’lerin örgütlü mücadelesi sonucunda elde edildi. 70’in üzerinde LGBT dernek ve sivil toplum örgütünün bulunduğu ABD’de Türkiye’deki Onur Yürüyüşleri’ne benzer eylem ve yürüyüşler sıkça yapılmakta.[1] Yine Türkiye’ye nazaran ABD’deki bu örgütlülüğün çok daha fazla oluşu, neden bu kazanımların orada daha önce elde edildiğine dair bizlere ciddi bir ipucu sunuyor.

Türkiye’de HDP’nin seçim kampanyasında LGBTİ haklarına önemli miktarda yer vermesi ve yine Anadolu Partisi’yle beraber bu seçimde Türkiye’nin ilk eşcinsel milletvekili adayını göstermesiyle beraber LGBTİ’ler artık kimse tarafından yok sayılamayacak bir statü kazandı. Bizler de ABD’de elde edilen hakları ve çok daha fazlasını kazanmak için işçi sınıfının öncülüğündeki örgütlü mücadelede yerimizi almalı ve sesimizi duyurmalıyız.

27.06.2015 | İMD’li bir öğrenci

9 Haziran 2015 Salı

Diyarbakır'da Faşist Saldırı Var!



Diyarbakır'da Hizbulkontracı Yeni İhya Der Başkanı Aytaç Baran silahlı saldırı sonucu öldürüldü. En son söylenecek sözü en başta söyleyelim: AKP'nin işidir!

AKP yaratmaya çalıştığı hanedanlığın koltuklarını korumak için her türlü kışkırtıcı eyleme girişecek demiştik. Bu operasyonla verilmek istenen mesaj: "Biz gittik kaos geldi"dir!

Erdoğan, düştüğü iktidarsızlık çukurundan ülkeyi kan gölüne çevirerek kurtulmak istiyor. İşte Amed’deki provokasyonun alt metni budur.



Tam da Erdoğan yaklaşık iki gündür konuşmuyor, sesi soluğu kesildi (RTE'nin ne kadar zamandır konuşmadığını gösteren sayaç: http://www.tickcounter.com/countup/20150607023000pm/w433/President_Erdo%C4%9Fan_Has_Been_Off-Air_For) derken tezgahlanan bu operasyonun amacı, Kürt hareketinin meşru savunma mekanizmalarını harekete geçirip işte yine “terör”e başladılar dedirtmektir. Erdoğan kendi bildiği dilden konuşmaya devam etmektedir: Ben yoksam gerisi tufan!

Ne yazık ki Siyasal İslamcı diye nitelenen kesimin İslamcılık dozu arttıkça ahmaklaştığından bunu yutmaması mümkün değil (yutmaya teşne de denebilir).

Seçimden önce de söyledik şimdi de tekrar ediyoruz: Seçimle gitmeyecek!

Bu pisliğin arkasından kovalayacağını bilen hiçbir AKP’li bu düşüşü demokrasi çerçevesinde vakur bir şekilde kabul etmeyecek.

Erdoğan ve şürekasının Amed’de başlattığı operasyonun seyri şöyle izleyebilir:  Hizbulkontracı öldürülür, Hizbulkontra devlet destekli misillemeyle birkaç can alır, Kürtler meşru müdafaaya geçer, yandaş medya "terörö" başladı der, ama daha önemlisi MHP tabanına oynamaya başlar, ülke bölünüyor, PEKAKA azıttı, sözde milliyetçi Bahçeli halen şartlar öne sürüyor, oysa biz ona Milliyetçi Cephe hükümeti öneriyoruz diye MHP tabanını inceden (inceden? Kalın kalın) işlemeye başlar. MHP yola gelir, 1-2 yıl veya bir süre koalisyon denenir, bu sürede operasyonlara başlanır, terör azıttı vb. Sonra ver elini yeni seçimler, Katil şansını bir daha dener…

PKK'nin bu senaryoya karşı mutlaka yeni bir stratejisinin olması lazım. Seçim sonucunda yeni bir paradigma ortaya çıkmıştır. Eskiden müzakere lazımdı. Oysa Kürtlerin önünde şu an itibarıyla iktidara gelerek/koalisyonla meclis çatısı altında bu işi çözme alternatifi belirmiştir (bugün değil, bir sonraki seçimde). Bunun iyi okunması lazım. Eski hesaptan düşünmeden vazgeçmelidir. Örneğin PKK'nin tek taraflı ve kesinkes silah bıraktığını açıklaması muazzam bir etki yapar, hem AKP'nin pis oyununu bozar hem de bir sonraki seçimde HDP ile CHP'nin oyları yer değiştirebilir, HDP 2. parti olabilir. Eskiden bu alternatif yoktu, şimdi, 7 Haziran'dan sonra artık yeni bir paradigma var. Proaktif davranan bu filmin finalini istediği gibi yazacaktır.

HDP, tıpkı #SeniBaskanYaptırmayacağız'da olduğu gibi önden gitmelidir. AKP'nin işi şiddet sarmalına çekeceği açıktır, bir haftada rüzgar tamamen tersine dönebilir.

2 Haziran 2015 Salı

"Sağlıkta Dönüşüm" Ölüm Demektir!

Samsun Göğüs Hastalıkları ve Göğüs Cerrahisi Hastanesi'nde görevli Dr. Kamil Furtun'un 29 Mayıs günü uğradığı silahlı saldırı sonucu hayatını kaybetmesi üzerine bugün Edirne Tabip Odası, SES, Türk Sağlık-Sen, Tıp Fakültesi ve diğer sağlık bölümleri öğrencilerinin katılımıyla Edirne Devlet Hastanesi önünde toplanılıp bir basın açıklaması gerçekleştirildi. Ardından Saraçlar Caddesi'ne yüründü ve burada Edirne Tabip Odası'nın bildirisi okundu. Ne yazık ki yürüyüş ve basın açıklaması boyunca slogan atılmıyordu, "sessiz çığlık"larımızın duyulacağı varsayılarak. Oysa öfkemizi sloganlarla haykırmak bir nefret kusma aracı olmaktan çok daha fazlası; izleyenlere meramımızı anlatma aracı. Katılanlara, çevredekilere en az sözle bu ölümün suçlularını deşifre etmenin yolu. Tek ama vurucu sloganla eylem sona erdi: "Sağlıkta Dönüşüm ölüm demektir!"



17 Nisan 2012'de Gaziantep'te Dr. Ersin Arslan, ölen dedesinin emekli maaşını almaya devam edebilmek için dedesinin öldüğünün resmi olarak gösterilmemesini isteyen bir katil tarafından bıçaklanarak öldürüldü. 30 Kasım 2012'de İstanbul Samatya Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde görevli Asistan Dr. Melike Erdem 48 saatlik nöbeti sonrası Alo 184-SABİM (Sağlık Bakanlığı İletişim Merkezi) hattına yapılan bir şikayet üzerine savunması istendiğinde, elinde savunma kağıdıyla intihar etti. 11 Kasım 2005'te İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi'nde görevli Dr. Necip Göksel Kalaycı ölen hastasının yakını tarafından öldürüldü. Hekime şiddetin simgeselleşen bu isimleri hayatını kaybedenler; daha şanslı olanları darp ediliyor, sözlü saldırıya uğruyor. Hekimlere ve diğer sağlık emekçilerine şiddet sağlık sektöründe gündelik hayatın bir parçası haline geldi. Sağlık Bakanlığı 113 Beyaz Kod (şiddete uğrayan sağlık emekçilerinin bu durumu bildirmesi için kurulmuş hat) kayıtlarına göre; 14 Mayıs 2012’den 2015 Mart ayına kadar 31.767 sağlık çalışanı şiddete uğramıştır. Bunların 18 bini hekim 13 bini ise diğer sağlık çalışanlarıdır. Saldırıların üçte biri fiziki saldırıdır. Bunlar sadece bildirilenler, elbette Sağlık Bakanlığı kaynaklarından edindiğimiz bir verinin güvenilirliği üzerine de iki kez düşünmekte fayda var, çünkü bütün bu şiddet olayları münferit vakalar değil. Bunu kavrayabilmek için Tayyip Erdoğan'ın "Doktorlara iğne yaptırmam; çünkü felç olabilirim", "Doktor efendi dönemi bitti", önceki Sağlık Bakanı Recep Akdağ'ın "Doktorların eli hastaların cebinde", "Paracı doktorlar gürültü yapıyor" söylemlerine; "Bugün de bir doktoru halletmişler" diyerek gülen Türkiye gazetesi yazarı Nuri Elibol'a karşılık Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu'nun da gülüyor olmasına; Mayıs 2015'te Samsun Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi'nde görevli Dr. Ersan Şener'i hastane önünde darp eden hasta yakınının hiçbir ceza almaması gibi örneklere bakabiliriz.



AKP'nin Sağlıkta Dönüşüm Programı sağlık hizmetlerinin bir metaya, hasta-hekim ilişkisinin bir satıcı-müşteri ilişkisine dönmesine sebep oldu. Polikliniklerde beş dakikada hastanın öyküsünü alıp muayene edip tanı koymak ve tedavi için yönlendirmek gerekiyor. Servislerde yatak sıkıntısı çekiliyor; sağlık personeli yetersizliği sonucu sağlık emekçileri arasında yetkiler, sorumluluklar karmaşıklaşıyor. Sağlık emekçileri insan hayatının sorumluluğunu 36 saatlik uykusuzlukla taşımak zorunda bırakılıyor. Ortaya çıkan bu niteliksiz sağlık hizmeti, tıp fakültelerinin bir altyapı geliştirme süreci olmaksızın artan kontenjanları neticesinde niteliksiz tıp eğitimiyle de taçlandırılıyor.

Sağlık öğrencileri ve emekçileri olarak; bu kaos ortamına dur demek için, haklarımızın gasp edilmesini engellemek için, insani koşullarda işimizi yapabilmek için, hayatta kalabilmek için birlikte hareket etmek, örgütlenmek zorundayız! Yaşanan sorunlardan sağlık emekçileri hastaları, hastalar sağlık emekçilerini suçluyor. Sağlık sektörünün hasta ve sağlık emekçisi tarafında konumlanışıyla AKP'nin sağlık politikalarının farklı şekillerde ceremesini çeken tüm emekçiler olarak ortak düşmanımızı görmeliyiz: en insani ilkelerle sürmesi gereken hasta-hekim ilişkisini bile maddi bir ilişkiye döndüren esas düşmanlar AKP ve hizmet ettiği sistemdir. Tüm emekçiler olarak katilimizi iyice tanımalı ve bu katile karşı hep birlikte örgütlü bir mücadele vermeliyiz!    


                                                                                             Edirne'den İMD'li bir tıp öğrencisi                                                                         

1 Haziran 2015 Pazartesi

Bursa'da Başlayan Metal Fırtına ve İşçi Sınıfının Güncel Sorunları Üzerine

Bursa'da başlayıp Kocaeli, Ankara, Sakarya, Eskişehir'e yayılan yaklaşık 50.000 işçiyi harekete geçiren metal direnişi işçi sınıfının öldüğü iddiasıyla sınıf dışı dinamikler arayan anlayışlara en güzel cevap olmuştur. Metal greviyle işçi sınıfı kaslarını esnetmeye başlamıştır ve gelecekte yaşanacak toplu bir ayağa kalkışın ana öznesinin kim olduğunu bir kez daha göstermiştir. Kuşkusuz metaldeki bu ayağa kalkış dünya ölçeğinde derinleşme sinyalleri veren kapitalizmin krizinden ve yeşermeye başlayan işçi sınıfı dinamiklerinden bağımsız değildir. Kapitalizm kendi kendini yeniden üreterek işçi sınıfına yeni umutlar vermekte zorlanmaktadır. Tıpkı Türkiye'deki AKP rejimi gibi yönetememe sıkıntıları yaşamaktadır. AKP güç kaybettikçe işçi sınıfının dinamikleri gün yüzüne çıkmaktadır. Önce Renault'ta, ardından Tofaş, Coşkunöz, Mako, Otorim, Ford Otosan ve Türk Traktör'e sıçrayan öfke hâlâ devam etmektedir. Renault'ta başlayan bu ayağa kalkış zincirleme şekilde çığ gibi büyüdü. Temel çıkış noktası faşist Türk Metal’e karşı bir öfke patlamasıydı. Bu grev dalgasıyla işçi sınıfı gücünü göstermektedir. Birleşince neler yapabileceklerini kanıtlamıştır. Kendi işçi komiteleri aracılığıyla temsilcilerini seçen işçiler, “Harranlıyız” söylemiyle hiçbir sendikayı istemeyen, sendikalara güvenmeyen bir tavır içine girmiştir. Kurdukları komiteler ve kendi seçtikleri temsilciler aracılığıyla kendilerini ifade etmenin yollarını aramıştır. Türk Metal ağır darbe almış, tüm itibarı ve saltanatı alaşağı edilmiştir. Bundan sonraki süreç çok önemlidir. Örgütsüz şekilde MESS karşısında durmak imkânsızdır.

Büyük metal fırtınasının açtığı temel tartışma konusu: nasıl bir sendika? nasıl bir örgütlenmedir. Türk Metal artık MESS'in de derdine deva olamayacak düzeydedir. Artık Türk Metal'in olduğu yerde iş barışı olamaz. Bu noktada MESS yeni bir Türk Metal arayışına girecektir. Bu noktada MESS için görünür iki alternatif vardır. Birincisi yola Çelik iş ile devam etmek diğeriyse Toyoto'da uygulanan iş yeri sendikacılığı sistemidir Bir diğer deyişle işçilerin kendi seçtikleri temsilciler aracılığıyla ücret artışı ve iyileştirmeler karşısında patron ile pazarlık yapması. Bu tip bir model görece demokratik görünse de örgütsüzlüğün önünü açan, politikleştirmeyi tıkayan bir süreçtir. Bunun nedeni sürecin sadece işyeri düzeyinde yalnızca ücret ve ekonomik taleplerle sınırlı kalmasıdır. İşçi sınıfı lehine çıkan yasalara, sermayenin saldırılarına karşı seferber olmanın önünde engel teşkil etmektedir. Fabrikalar ve sektörler arası sınıf dayanışmasının önünü kesmektedir. Bu uygulama işçilere demokratik uygulama olarak pazarlanmaktadır ancak MESS gibi güçlü bir örgütün karşısında işçileri güçsüz, birbirinden yalıtık bir duruma düşürecektir.

İşçi Komitelerinin önemi ve Nasıl Bir Sendika?

Sendikalar işçi sınıfının ekonomik temelli mücadele araçlarıdır. Sendikalar işçilerin mücadele ile tanışma yerleridir. Lakin sendikal mücadele tarihi aynı zamanda bürokrasiye karşı da mücadeleyi beraberinde getirmektedir. Sendikalar işçi sınıfının mücadele araçları olduğu gibi işçi sınıfını baskı altında tutma onların mücadelesini genişletme aracı olarak da kullanılmaktadır. Troçki'nin dediği gibi "Günümüzde sendikalar ya işçilere boyun eğdirmek ve onları disiplin altına almak ve devrimin önünü kesmek için emperyalist sermayenin ikincil aygıtı işlevi görecekler yada tam tersine, proletaryanın devrimci hareketinin araçları haline gelecektir.” İşçileri bürokratik bir işleyişle sendikaya yabancılaştırmanın en önemli araçlarından biri işçi komitelerinin içinin boşaltılmasıdır. İşçi komiteleri bugün Türkiye sendikal hareketinde iş yeri örgütlenmesi sırasında uygulanan bir yönteme indirgenmiştir. Sendikal örgütlenme sırasında bu süreci hızlandırmak ve bir sistematik içerisinde gerçekleştirmek için iş yerinin tüm departmanlarında örgütleme komiteleri kurulur. Sendikal örgütlenme süreci zafer kazanınca bu komiteler kendini iş yeri temsilcisine bırakır. işyeri temsilcileri kimi zaman işçiler tarafından seçilir, kimi zaman sendika tarafından atanır. İşyeri temsilcisinin misyonu, artık işçinin sorunlarını ve taleplerini, iş yeri temsilcisine ve sendika yönetimine bildirmektir. İşyeri komitesinin sürekliliğinin sağlanması işçilerin doğrudan demokrasi yoluyla sendikal yönetimde ve işleyişte söz sahibi olmasını da sağlar. .Bu yolla işçiler sendikanın izleyeceği politikalarda, merkezi kampanyalarda belirleyici olur. İşyeri komiteleri sendikanın karar organları haline geldiği ölçüde bürokrasinin hayat bulması engellenmiş olacaktır. Kendi temsilcilerini kendilerinin seçtiği, istedikleri zaman geri çağırabildikleri, sendika çalışanının aldığı ücretin ortalama bir işçi maaşını geçmediği ölçüde sendikalar işçi sınıfının öz örgütü olacaktır. Sendikalar sadece kendi işkolu için değil, tüm sınıfın çıkarları için talepler geliştirdiği ve bu hatta topyekun mücadele ettiği ölçüde işçi sınıfı mücadelesinde sıçramalar yaşanacaktır. Devlet,  kapitalistlere vasıflı işçi yetiştirmek için mesleki ve teknik okulları yaygınlaştırmaktadır. Bu mesleki teknik okullarda okuyan işçi adayı gençler daha mezun olmadan staj adı altında sömürüye maruz kalmaktadırlar. Sendikalar kalifiye işçi deposu olarak kullanılan mesleki ve teknik okullarda öğrenci örgütlenmeleri oluşturan komisyonlar kurmalıdır.

Metal Direnişinden Çıkarılacak Dersler ve Devrimci Görevler

1) Bursa'da başlayıp 5 şehre hızlı şekilde yayılan metal grevi faşist Türk Metal çetesine karşı birikmiş bir öfkenin eylem haline geçmesiydi. Bu hareketlilik her ne kadar kendiliğinden gelmiş olsa da ve başta Renault olmak üzere istenilen ücret iyileştirmesi alınamamış olsa da kazanımları büyüktür. Her şeyden önce patron-devlet güdümlü faşist Türk Metal çetesi tarihinin en büyük dersini almıştır. Metal sektörü toplu bir kitle grevi görmüştür. Bu grevin yasal olup olmadığı tartışmaları itibar görmemiştir. Fiili meşru  mücadele hattının önü açılmıştır, işçilerin kendi komitelerini kurma, kendi temsilcilerini seçme girişimi kendi öz örgütlenme araçlarını inşa arayışına girdiklerinin göstergesidir.

2)İşçilerin ana taleplerinden biri olan greve katılan kimsenin işten çıkarmayacak maddesini MESS kabul etmiş olsa da üretimde küçülme olacağı gibi beyanlarda bulunması ve gazetelere işçi alımıyla ilgili yaygın bir şekilde ilanlar verilmesi, özellikle Renault ve Tofaş'ta, MESS'in bir işçi kıyımı hazırlığı içinde olduğunun göstergesidir. Bunu sürece yayarak işçilerin yeni bir kalkış yapmasını engelleyen bir strateji geliştirilmesi ihtimaline karşı uyanık olunmalıdır. Bursa'da bu grev bitmiş olsa da hâlâ diğer şehirlerde devam etmektedir. MESS'in toplu bir işçi kıyımı hamlesini beklemeden bu günden dayanışma komiteleri kurulmalıdır.

3) Dayanışmanın pratikteki içeriği somutlaştırılmalıdır. Dayanışma sadece fabrikalardan ve dışarıdan direniş ziyaretlerine ve dayanışma eylemlerine indirgenmemelidir. MESS'in olası bir işçi kıyımı girişimi karşısında başta Birleşik Metal-İş olmak üzere DİSK'e ve KESK’e bağlı tüm sendikalar genel greve gitmelidir. Gelecek bir genel grev 12 Eylül faşist cuntası öncesinde işçi sınıfının en etkili dayanışma silahlarından olan dayanışma grevi yasağı fiili olarak delinecektir. Bu dayanışma eylemleri sınıfın tamamını kapsayan bir talep etrafında örülmelidir. Sendikaya üye olmak, sendika değiştirmek, sendika seçme özgürlüğü en temel anayasal talepler olmasına rağmen sendikalaşma sürecinde işçi kıyımına uğramayan işyeri yok denecek kadar azdır. Sendikalar ve örgütlenmenin önünde bir çok yasal engel vardır. Bu dayanışma eylemleri örgütlenirken bu taleplerin güçlü şekilde hayat bulması, örgütlenme ve sendikal yasakların önündeki engelleri parçalayacaktır.

4 )Metal sektöründeki devlerin bir çoğu uluslararası tekellerdir. Bu uluslararası tekellere karşı enternasyonal bir mücadele ağı örmek hayati önemdedir

5) Metaldeki bu hareketliliğin, sendikalara, emek örgütlerine, sosyalistlere kendini kapatması, hatta dışarıdan gelecek bir desteği tamamen reddetmesi, işçi sınıfının devrimci partisinin bu coğrafyada henüz inşa edilmemiş oluşunun en açık ifadesidir. İşçi sınıfı kendiliğinden hareketlerle kazanım elde edebilir lakin bir politik önderliği olmadan kölelik zincirlerini uzun vadeli bir sonuca ulaşacak biçimde tamamen kıramaz. İşçi sınıfı dinamiklerinin yeşermeye başladığı bu dönemde proletaryanın devrimci partisinin inşasını önümüze hedef olarak koyan biz Bolşevik Leninistlerin yapması gereken şey yalındır: "Proletaryanın öncüsünü örgütleyip, onu devrimci Marksizmin sönmeyen ışığı ile donatmaktır. Tüm örgütlenme stratejisini bunun üzerine kurmaktır. İşçi sınıfı kendi dinamiklerinin yeşerdiğini müjdelemektedir. Tek eksiği onun içerisinde doğarak ona rehber olacak sınıf partisinin henüz olmayışıdır. İşçi sınıfı Bolşevik önderliğini aramaktadır.

ÖZGÜRLÜK SAVAŞAN İŞÇİLERLE GELECEK!

YAŞASIN MİLİTAN MÜCADELEMİZ!


                                                                                                         Bursa'dan İMD'li işçiler

14 Mayıs 2015 Perşembe

Fatih Sultan Mehmet Eğitim Araştırma Hastanesi'nde Direniş



Kozyatağı/İçerenköy'deki Fatih Sultan Mehmet (FSM) Eğitim Araştırma Hastanesi'nde direniş var!



AKP hükümetinin sermaye dostu politikalarından yüz bulan patronlar her yerde saldırıyorlar. İşçiler olarak ya ölüyoruz ya süründürülüyoruz! Daha dün Soma katliamının yıldönümüydü. Bu katliam 301 (?) işçimizin katillerinin yanına kâr kaldı; hiçbir ders çıkarılmadı. Kanıt: Sadece son 4 ayda 482 işçi iş cinayetine kurban gitti. Peki ya ölmeyenler? Ölmeyenlerimiz de ya berbat koşullarda çalışıyor ya da kapının önüne konuyor.

Bunlardan biri de FSM Eğitim Araştırma Hastanesi'ndeki yemekhane işçileri. FSM hastanesinde DİSK Gıda-İş üyesi yemekhane çalışanı 4 işçi ihale alan yeni taşeron firma tarafından gerekçe gösterilmeksizin işten atıldı. İşçiler ortalama 7 yıldır hastane personeli olmalarına rağmen haklarını alamadılar. Öncelikle sendika aracılığıyla hastane yönetimiyle görüşmeler yapan işçiler gereken yapılmayınca direnişe başladılar. Son derece kararlı olan işçiler, talepleri yerine getirilene kadar mücadeleye devam edeceklerini söylüyorlar. Talepleri şunlar: Geçmiş hakları saklı kalarak işe geri alınmak, işsiz kaldıkları 40 günlük maaşları.

Yarın 12.30'da hastane yemekhanesi önünde basın açıklaması var. İşten atıldıkları yetmezmiş gibi yönetim tarafından çirkin iftiralara da maruz bırakılan işçilerin sonuna kadar yanında olacağız! Dayanışmaya! Direnen İşçiler Yenilmezler!

5 Mayıs 2015 Salı

Meydanlarda Kur'an Sallamak ve Din Sömürüsü

İngiltere meydanlarda Kitabı Mukaddes sallayan bir sapık olmadan seçime gidiyor. Ayrıca ufukta bir koalisyon görünüyor ve hiç kimse de çıkıp "koalisyon istikrarsızlıktır" demiyor! 


Kuşkusuz İngiliz demokrasisi ile Türk demokrasisi arasındaki fark bugüne ait bir durum değil. Ama akla şu soru geliyor: Meydanlarda Kur'an sallayan siyasetçi ile iki lafından biri Allah olan, yatıp kalkıp "peygamber efendimize" atıfta bulunan siyasetçi arasında ne kadar fark var (tamam var ama ne kadar fark var)? Siyasette din sömürüsünün ne kadarı makbul ne kadarı günah? Ya da mesele Tayyip'in samimiyetsiz olması mı? Eğer öyleyse, kim ölçüyor bunu?


Tayyip'in mantıksızlıkları ilkeler üzerinde netleşmeye yol açarsa gerçekten bir anlam kazanabilir. Demokratik laiklik ancak din sömürüsünün siyasetten tamamen uzaklaşmasıyla anlam kazanabilir. İnsanların inançlarını istismar ederek siyaset yapmanın azı da çoğu da "faullü". Sınırı bir kez açtığında sonu gelmez.

13 Nisan 2015 Pazartesi

Bosch'ta Grev Sesi Yükseliyor!

Türk Metal'den Birleşik Metal'e geçiş mücadelesi vermiş, patron ve Türk Metal'in baskı, şiddet ve işten atma gibi uygulamalarıyla Bosch'ta uzun süre boyunca yetkili sendika kim olacak mücadelesi yaşandı. Bu zaman dilimi içerisinde herhangi bir sözleşme ve zam gerçekleşmedi. Çalışma Bakanlığı yetkiyi Türk Metal sendikasına verdi. 24 Ekim 2014'te yapılan TİS oturumundan uyuşmazlık raporu tutulunca, resmi arabulucu süreci başlamıştı. Bu zaman diliminde işçilerin eylem ve tepkileri Türk Metal çetesinin, her zamanki gibi rahat bir satış sözleşmesi yapmasını engellemiştir.

Resmi arabuluculuk süreci Mart ayının sonu itibarıyla son bulmuştur. Bu aşamadan sonra sendika için grev kararı almak yasal bir zorunluluktur. Grev kararının asılmasının ardından 60 günlük yasal bir süreç başlıyor. 60 gün içerisinde yasal olarak 6 gün önceden haber vermek şartıyla, sendikanın grevi başlatma hakkı vardır. 60. günün sonunda sendika greve çıkmazsa yasal olarak yetkisi düşmektedir.

Türk Metal'in her zamanki, satış sözleşmesini şimdiye dek imzalamamasının, Bosch gibi sektördeki kritik bir yerde grev aşamasına gelinmesinin nedeni, daha önce yaşanan sendika değiştirme sürecidir. Türk Metal'in ecel terleri döktüğü, bu süreci tekrardan yaşama korkusudur. Türk Metal ve patronun oyunlarına karşı uyanık olmak, mücadeleyi Türk Metal'e rağmen ileriye taşıyacaktır. Bu süre zarfında işyeri komitelerinin kurulması hayati önemdedir. Bosch işçisinin bu sözleşmede eli her zamankinden güçlüdür. Sınıf bilinçli öncü işçilere büyük görev düşmektedir. Bosch'tan gelecek bir kazanım haberi tüm metal işçileri için olumlu bir hava olacaktır. TİS süreci yaklaşan diğer işyerleri için olumlu bir örnek teşkil edecektir.


Yaşasın Sınıf Dayanışması! 
11 Nisan 2015

16 Mart 2015 Pazartesi

İç Güvenlik Paketi, Bursa’da Berkin Anmasında Yürürlükteydi!

Bugün saat 17.30 sularında Heykel Adliye çay ocağında toplanmaya başladık. Etrafımızın sivil polis kuşatması altında olduğunu gördüğümüzde, bulunduğumuz alandan çıkmaya karar verdik. Dışarı çıkar çıkmaz 60 kadar sivil polis etrafımızı sarıp gitmemize izin vermedi. “Makul şüpheli” sıfatıyla kimlik ve çanta kontrolü yapmak istediler. Biz de gerekçe isteyince savcılık kararını okudular. Kimliklerimizi verdikten sonra iki yoldaşımızı, üstlerini ve çantalarını aratmadıkları için polis kontrol merkezine götürüp orada yüzlerce çevik polisin içinde arama yapmaya çalıştılar. Kadın yoldaşımız, aranmasının kadın polis tarafından yapılması için, yasal talepte bulundu. Yapılan aramada saldırı aracı bulunmadığı için serbest bırakıldılar. Ve sonraki tüm saatlerde yakın takip altında kontrolde tutuldular.



Savcılıkta, sivil toplum örgütleri içerisindeki “makul şüpheli” listesinde örgütümüz İşçi Mücadele Derneği de yer almaktaydı. Böylece, Bursa için iç güvenlik paketinin fiilen yürürlüğe girmiş olduğu ispatlanmış oldu.

Anma kitlesi 500 kişi kadardı ama gelen çevik ve sivil polisler 2-3 katımız kadar vardı. Anma psikolojik baskı nedeniyle 20 dakika içinde olaysız bir şekilde bitmiş oldu. 
                                                                                                                             
Bursa’dan İMD’li Bir İşçi 

9 Mart 2015 Pazartesi

BERKİN ELVAN “YAŞIYOR!”

Geçen sene Mart ayı… Hava tıpkı bugün gibi soğuk, gündem yine bugün gibi yoğun. 8 Mart geride kalmış, Newroz geliyor ve sonrası 1 Mayıs. Öyleydi gidişat, kendimizi ona göre ayarlayalım diyorduk. Ama hiç tahmin etmediğimiz, hesaba katmadığımız, ihtimali bile bizi üzen bir gün daha eklendi anmalarımıza. Adı kadar masum, kalbi kadar yiğit bir ismin ölümsüzlüğü eklendi sloganlarımıza... Onun ardında bıraktığı mücadele bayrağı yeni bir nefes oldu kavgamıza.

Bir çocuk vardı, adı Berkin! Komadaydı çocuk, herkes biliyordu! Susan da haykıran da. Chplisi de Akplisi de Başbakan da biliyordu, Cumhurbaşkanı da! Hepimiz biliyorduk onu. Kimisi için; ekmek almaya giderken arkadaşı taş atmıştı Berkin’e, oyun olsun diye. Tabi canııım, polislerle ne ilgisi vardı. Olayı insanlar siyasileştiriyordu! Kimisi için; bize neydi, annesi sahip çıksaydı çocuğuna, ekmek almaya kendi gitseydi. Okmeydanı’nı bilmiyor muydu sanki, çocuğunu göndermeseydi(!) Kimisi için ise bilyesiyle, sapanıyla; hırsızlıkların, katliamların gölgesinde büyüyen saltanatına zarar vermek üzere, ekmek bahanesiyle(!) sokağa çıkmış 14 yaşında bir teröristti ve kime neydi neden komada olduğu? Milli birliği tehlikeye düşürmek için bir oyundu, 14 yaşındayken komaya girmiş, 15 yaşında komada 16 kilo kalmış bir çocuğun başına gelenler.

Herkes biliyordu neden komada olduğunu halbuki. Terörist diyen de biliyordu, ses çıkarmaktan korktuğu için, karaktersizce annesinin adını ağzına alanlar da. Onun için eylem düzenleyen devrimciler de kafasına gaz kapsülünü atan polis de biliyordu! Ki zaten emri veren zat; meydanlarda “Emri ben verdim“ diye haykırmaktan çekinmiyordu!

10 Mart 2014 günü 16 kilo kaldığının haberi geldi Berkin’in. Yürekler paramparça, emri verenler ise ilk günkü kadar yüzsüzdü. 11 Mart 2014’te ise duyulmuştu acı haber, duyulmuştu isyan. 269 gün süren yaşam mücadelesine daha fazla dayanamamıştı Berkinimiz, yorulmuştu kalbi, durmuştu. Bizler için ise; okulda, işte, sokakta ölen bizler için, bir kez daha haykırmanın, hesap sormanın, zalimin karşısına çıkmanın vakti gelmişti. Ethem Sarısülük, Mehmet Ayvalıtaş, Abdullah Cömert, Medeni Yıldırım, Ali İsmail Korkmaz, Ahmet Atakan, diğerleri ve şimdi de Berkin Elvan! Öyle içimizden ki hepsi, öyle içimizdendi ki Berkin, annesinin gözyaşlarını görmek, gözyaşlarımızın sel olmasına yetmişti. Ethem’in, Ali İsmail’in, hatta bizim annelerimizin de Berkin’i kendi çocuğu gibi sahiplenmesi de mücadelemizin haklılığını bir kez daha göstermişti.

Berkin Elvan... Öldükten sonra Recep Tayyip Erdoğan’ın utanmadan, sıkılmadan, ekmek almaya gidip can veren yavrusunun ardından gözyaşı döken annesini meydanlardan hedef gösterdiği, daha 15’inde bir fidan! Ölümünün sorumlusunu korumaya çalışanların “Çocuk öldü sonuçta, olay siyasi değil“ dediği, polis tarafından katledilmiş kardeşimiz, çocuğumuz, yoldaşımız…

7 Mart 2015. Berkin 1 yıldır yok! 1 yıldır ölümsüz kavgamızda. 1 yıldır haykırıyoruz meydanlarda “Berkin Elvan! YAŞIYOR!“ Bugün olduğu gibi. Okmeydanı Cemevi önündeki binlerce insan gibi. Orada olmasa da kalbiyle orada olan, vicdanının sesine kulaklarını tıkamayan herkes gibi.

Öğlen saat 12.00’da başlayan anma, gözyaşları içinde cemevinden çıkan insanlarla ve Cemevi önünde artan kalabalıkla devam etti. Milletvekilleri, eski solcular, hatta birtakım belediye başkanları bile vardı anmada. Tabi ki hepsi birer birer ayrıldı. Derken saat 14.00’da, düzenli korteji mümkün kılmayan bir kalabalık ile başladık yürüyüşe, Berkin için. Pek çok ideolojiden insan, Berkin için ordaydı. 1 yıl sonra oradaydı! Cenazesi kadar kalabalık değildik belki de sayıca, ama bu Berkin Elvan’ın ölümsüzlüğünü gölgeleyemedi, hiçbir şey artık gölgeleyemezdi. Biliyorduk geçen sene, bugün de biliyoruz, Berkin unutulmayacak, unutturmayacağız. “Unutursak kalbimiz kurusun!“ diyerek haykırdık, daha da haykıracağız!

Her yeni gün, devrime adım adım gidiyoruz, gitmeye de devam edeceğiz! Yoldaşlarımızın, kardeşlerimizin, kaybettiklerimizin adını dilimizden, nefesimizden eksik etmeyeceğiz. Haykırmaya devam edeceğiz!


SORULACAK HESABIMIZ VAR !

İstanbul Üniversitesinden Bir Öğrenci

3 Mart 2015 Salı

Tetikçi Baransu Tutuklandı; Sıra Bugünün Tetikçilerine de Gelecek!



Tayyip'in polis diktatörlüğünün Cemaat'in basın ayağına yönelik operasyonları sürüyor. Dün de bavulcu gazeteci Mehmet Baransu tutuklandı.
Yasemin Çongar niye susup köşesine çekildi diyenler bugünkü yazısını okusun. Tetikçi Baransu'yu şöyle savunuyor: "Bir gazeteci[!!] elindeki belgelerde sahtecilik yapsa ya da sahte olabileceğini düşünse,bunları kendi eliyle devlete teslim eder mi?"
Cemaat-AKP çete ittifakının 1000 yıl süreceği vehmine kapıldıysa bal gibi eder! Tıpkı bugünkü yandaşların Kabataş'ta toplu taciz, camide içki vb. yalanlara malzeme olmaları gibi, birkaç yıl öncesinin yandaşı olan Baransu da iktidarlarının ilelebet süreceğini düşünüyor, Şamil gibi yağlı bir koltuk kapacağı düşüncesiyle maşa olarak kullanılmakta beis görmüyordu.
Baransu gibi bugünkü tetikçilerin de (Elif Çakırlar, Şamiller, Barlaslar, Şafak'ın-Akit'in fetvacıları) tepetaklak olacakları gün gelecek. Yeter ki Gezi'de ortaya çıkmış olan muhalefet eve tıkılıp kalmasın, Gezi'den dersler çıkararak yeni Geziler için mücadeleye devam etsin.
Zaman, STV vb. operasyonlarda ne söylediysek Baransu için de aynısını söylüyoruz: AKP intikam almaya girişti ve yine hukuksuzluk yapıyor ama buradan hareketle basına yönelik baskıdan bahsetmek, bunları gazete/gazeteci addetmek yanlış. Tetikçiysen bir gün tetiğin hedefi olursun,gayet net.
Peki, her şeye rağmen bu tutuklamaya niye tepki göstermeli? AKP operasyonlarını doludizgin sürdürürse bunun dönüp dolaşıp, hatta fazla dolaşmayıp doğrudan vuracağı biz oluruz.

2 Mart 2015 Pazartesi

Kafkas Kestane Şekerinde Şeker Tadında Direniş Var


Bursa'da kestane şekeri deyince ilk akla gelen markalardan olan Kafkas Kestane fabrikasında işçiler, yaklaşık 3 ay önce yüzde 80’lere varan bir oranda Tek Gıda-İş sendikasında örgütlendi. Patron, önce yetkiye itiraz etti, ardından işçilere baskı uygulamaya başladı. Cuma günü 2, Cumartesi ise 1 kişiyi işten çıkardı. İşçiler işten çıkarılan arkadaşlarına destek için Cumartesi pasta imalathanesinin bulunduğu Soğukkuyu Mahallesi’nde üretimi durdurdu.

Saat 14.30'da başlayan eylem coşkulu bir şekilde devam etti. Yapılan basın açıklamasında sendika hakkının anayasal bir hak olduğu vurgulandı. Atılan işçiler geri alınıncaya, sendika patron tarafından tanınıncaya dek mücadelenin süreceği vurgulandı. Pazartesi itibarıyla ana fabrika ve pasta imalathanesinde üretimin komple duracağı, Heykel'deki Kafkas Kestane satış mağazasının önüne siyah çelenk bırakılıp kitlesel bir basın açıklamasının yapılacağı belirtildi. Tüm emek dostlarına Pazartesi günkü eyleme destek için çağrıda bulunuldu.

Eylem saat 17.00'da vardiya bitim saatinde sonlandırıldı.

Yaşasın Sınıf Dayanışması!
İşçilerin Birliği Sermayeyi Yenecek!